Kayıtlar

Farklı

Resim
Onlar bilemezler; her gün biraz daha fazla sıkılmayı, ezilmeyi, yalnız kalmayı.  Sanarlar ki hiç yalnız kalmayacaklar, ezilmeyecekler senin benim gibi.  Farkında değiller ki en çok onlar yalnız kalacak. Bilemezler. Her gün biraz daha fazla ölmeyi bilemezler. Bu hayat onlar için hiç bitmeyecek sanarlar, yanılırlar. Ama yine de bilemezler.  Yarınlarımızı çaldıkları için sanarlar ki bizden çaldıkları onlara kalacak. Sanarlar kaybetmeyecekler ama bilemezler ki asla kazanamayacaklar. Bilemezler ki değişimi engellemek, engellemeye çalışmak onlara yarayacak.  Fark edemezler ki bu kendilerine yapabilecekleri en büyük kötülük olacak. Çünkü en iyi yaptıkları şey değiştirmektir. Değişime zorlamaktır onların. Kendine benzetmektir bütün her şeyi, bütün herkesi.  Ama farklıyı değiştiremeyecekler.  Bizi değiştiremeyecekler. Bir gün kaybedecek, bizim gibi yalnız kalacaklar.  Hatta gün gelecek bizden çaldıkları yarınlar kalmayacak onlara, geri alacağız. Bunu bilemeyecekler.

Kayıp

Resim
Kayboldum. Bu insan kalabalığının içinde kayboldum. Bir şeyi aramayışıma rağmen kayboldum. Bu aradığın bir yolu bulamamaktan çok genel bir kayboluş, durduramadığın, her gün daha da fazla büyüyen...  Bu bir olaydan ziyade bir duygular bütünü gibi. Varlığını hissettiğiniz ama hiçbir zaman parmağınızla göstermeyeceğiniz bir şey. Aşk gibi, öfke gibi ama onlardan biraz daha karmaşık. Bu kayboluş durumu öyle şeyler hissettiriyor ki bazen insana hiçbir yere ait hissedemiyorsunuz kendinizi. Yaşamıyormuşsunuz hissi de veriyor. Durduramıyorsunuz. Orda büyüyor. Bu kayboluş ki sizin varlığınız bu dünyadan silinmeden geçmiyor. Hem zaten siz gitseniz de başkaları için kaybolmuyor bu kaybolmuşluk. Hep orda duruyor. Bizimle adeta kavga ediyor, bize direniyor. Hatta alay bile ediyor, dalgaya alıyor; canımıza kast etmiş, hepimizi bitirmeye and içmiş gibi, bizi tüketiyor ama kendisi asla tükenmiyor. Orda bir yerlerde büyüyor. Durduramıyoruz. Ve günden güne kayboluyoruz, durmuyoruz, hep büyüyo

BİR CEHENNEMİN İÇİNDE

Resim
     Günlerdir hatta aylardır iktidarın kendisinden olamayan bireyleri sindirme politikaları yüzünden etrafımda yaşanan, bitmek bilmeyen; hatalar, haksızlıklar ve bunların yanında boğazımızı her gün daha da sıkan ekonomik sallantılardan dolayı birikmiş kinim ve nefretimle bu yazıyı yazmaya başladım. Takdir edersiniz ki yaşadığımız bu cehennemin içinde sıkıntılar bitmiyor, aksine katlanarak artıyor. Bizim seçmediğimiz insanlar tarafından alınan yine bizim istemediğimiz kararlar yüzünden insanlar aç kalıyor, zarar görüyor ve daha da kötüsü ölüyor, öldürülüyorlar. Ve bu durum benim canımı artık her zamankinden daha çok sıkıyor.       Bir yandan insanlar evine ekmek götüremediği, aç çocuğunun karnını doyuramadığı için intihar ediyor; diğer bir yandan aylık gelirinin 3000 TL olduğunu iddia eden, birisinin özel kalemi 1500 TL'yi tek fırtta 2,9 Milyon Liralık arabasının içinde burnundan çekiyor. Sonra da çıkıp insanların aklıyla alay edermişçesine '' O pudra şekeriydi.''

Alışamıyorum

Resim
   Ankara'da hafif soğuk bir salı gününden herkese merhaba. Blog'uma tekrardan hoş geldiniz. Yakın zamanda yine bir yazı yayınlamış olamama rağmen bir arkadaşımın da etkisiyle bugün yepyeni bir yazı daha yazıp yayınlamaya karar verdim. Bu yazımda son zamanlarda yaşanan olaylardan dolayı oluşan duygu değişimlerim ve bu son zamanlarda yaşanan olaylardan bağımsız olarak canımı sıkan her olay hakkında fikirlerimi sizinle paylaşacağım. Seneler gelip geçiyor, dün düşündüğüm güzel düşüncelerin hepsinden birer birer uzaklaşıyor ve yaşadığım ve yaşayacağım hiçbir şeye tamamen alışamayacağımı yavaş yavaş fark ediyorken bazı şeyleri - hazır bir blog'um var - yazıya dökeceğim.    Öncelikle yeni seneye girer girmez Boğaziçi Üniversitesine büyük tartışmalarla birlikte yapılan ''kayyum'' rektör atamasına karşı Boğaziçi öğrencileri ve başka üniversitelerin öğrencileri arasında başlayan dayanışmaya selam vererek yavaştan konuya girmek istiyorum. Tabi başlamadan belirtmek is

Hiç Doğmamış Olmayı Dilerdim

Resim
      Merhaba bugün 29 Aralık 2020 Salı günü ve benim doğum günüm. Büyüdüğümü her ne kadar hissedememiş olsam da hazır doğum günüm gelmişken bu konu hakkında bir şeyler yazsam iyi olur dedim ve sandalyenin başına oturdum. Oturdum oturmasına ancak yazacak bir şey bulamadığımı fark ettim. Dedim bari yaşadığımız yüzyılın benimle birlikte beşte birini tamamlaması ile ilgili bir şeyler yazayım. Ben yine yazacak bir şey bulamadım. Doğum günümde yazarım hem son zamanlarda neler hissettiğimi anlatırım bu vesileyle güzel bahane olur dedim ama yazacak bir şey bulamayınca hiç dediğim gibi olmadı.       Sonra da acaba yeni yaşımdan bir dileğim var mı -çünkü genelde olur- onu yazsam nasıl olur dedim kendi kendime. Para, barış, huzur istiyordum elbet herkes gibi; ama bunlar her zaman istediğim ve pek çok insanın da istediği şeylerdendi. Biraz aklımı yorduktan sonra karar verme aşamasına geldim.  Genel olarak insanların çok dilediği bir şey olan ve yine benim de en çok dilediğim şeylerden birine, mut

SARS-CoV-2 Salgınının Ortaya Çıkışı ve Durdurulamayışının Altındaki Tek Neden Ne Ola Ki?

Resim
  Geçen günlerde okuduğum bir yazı sonrasında pandeminin ortaya çıkması ve hala devam etmesi hakkında kendi fikirlerimi çok kısa da olsa yazmaya karar verdim. O yüzden şu saniyeden sonra okuyacaklarınız hakkında yorum yaparken tamamen kişisel düşünce, gözlem ve okumalarla birlikte yazıldığını göz önünde bulundurunuz. Ayrıca bu yazı hiçbir sonuca bağlanmamaktadır, çözüm içermemektedir. Keyifli okumalar.                                                                            ...     Öncelikle şunu fark etmeliyiz ki SARS-COV-2 yani nam-ı diğer Covid-19 ne yarasa çorbası yüzünden, ne bir pullu hayvanın (Pangolin) insanlara virüsü taşımasından, ne de bir milletin yaban hayvanı yeme sevgisinden dolayı ortaya çıkmıştır. Bu virüsün asıl ortaya çıkmasının altında yatan tek neden şudur: Ekonomik eşitsizlik. Evet yanlış görmüyorsunuz, ekonomi. Şu an pandemi yüzünden evlerimizden eğitim görüyor olmamızın; insanların iş yerlerinde bulunamıyor oluşunun; konserlerin, filmlerin, partilerin ve bilum

Dünya'da ve Türkiye'de Bilim Karşıtlığı Hakkında Kısa Bir Yazı

Resim
  Şu pandemi günlerinde de karşımıza sıkça çıkan, pandemiye ve aşı gelişimine olan bilim karşıtı yaklaşımlar aklıma bir kaç sorunun takılmasına sebep olmuştu: Dünyada bilim karşıtlığı nasıl ortaya çıktı? Günümüzde hala neden bu kadar bilimi itibarsızlaştırmaya çalışan yayınlar ortaya çıkıyor? Neden insanlar en çok ihtiyaç duyulan dönemlerde bile bilime güvenmiyor(?) ya da güvenmek istemiyorlar? Bugün dünya ve Türkiye'deki bilim karşıtlığı hakkındaki fikirlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.   İlk Çağdan itibaren bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte oluşmaya başlamış bilim karşıtlığı, hala günümüzde de güç kazanmaya devam ediyor. Özellikle Türkiye'de evrim karşıtlığı olarak önümüze çıkan bilim karşıtlığı, gücünü eğitim almamış insanların düşüncelerinin bazı kurum ve kişiler tarafından manipüle edilmesinden alıyor. Genelde aynı argümanları kullanarak bilimi itibarsızlaştırmaya çalışan bu hareketlerin motivasyonunun bilimsel ve teknolojik araştırmaların fonlarını yüksek ve g